HER YERİN ÖTEKİSİ

10.02.2019 17:20 - Yazar: Fatma Hazar

Düşüncelerimizi dillendirirken hakikati mi haklılığı mı hedeflediğimizi zihnimizin bir köşesinde tutalım. Ne diyordu Tolstoy: “Hiç bir şey, insanı daima haklı olma arzusundan daha fazla katılaştıramaz.”

Son günlerde akademi dünyasında yaşanan bazı fikir beyanları sonrası gelen tepkiler, bizi fikir hürriyeti kavramını sorgulamaya götürdü yeniden. Bu bağlamda, başkalarının fikirlerinde bizi rahatsız eden şeyin ne olduğu, nesnellikle ilişkisi üzerine konuşmak gerekir. Özellikle akademi gibi siyasetten uzak bir alanda bu tür karalama ve yargılama faaliyetlerinin olması düşündürücü. Çünkü bize öğretilen, gelenekten edindiğimiz tecrübe; teâtî-i efkârdan barîka-i hakikatin doğacağı idi. Farklı fikirler, ümmetin rahmeti, bereketiydi. Fıkıh geleneğimizde olan icmâ, kıyas, ictihâd gibi kavramların kökeninde olan bu düşünme faaliyetini teşvik; nedense son zamanlarda bunları dile getirenlere karşı sistemli bir suçlama faaliyetine dönüştü. Bu minvalde yeniden gündeme getirmemiz gereken konu, özellikle benim dikkat çekmek istediğim tarafıyla, din alanında fikir hürriyetinin ne boyutta olduğu olacak. Hicrî dördüncü asırda dahi varolan bu hoşgörü ya da daha doğru bir ifadeyle, fikirlere saygının bugün neden olmadığı,bence sorgulanması gereken bir husus. Bugün tartışmalarımızda fikre değil kişiye odaklanıyorsak, söylenenden çok söyleyene dikkat kesiliyorsak, bir korku, endişe ve panik havası değilse bizi buna yönelten nedir? Allah’ın dinini, O’ndan ve peygamberimizden daha gayretkeş bir şekilde koruma-kollama gayesinin arkasında kendi inançlarımızın zayıflığı mı, yoksa imana ermiş ve kendini kurtarmış olmanın kibri mi barınmaktadır? Üstelik dinini anlatırken en cahil kesime bile en yumuşak şekilde hitap eden, hadislerinde yumuşaklığı, tatlı dili tavsiye eden, insanlara kendi idrakince hitap etmeyi öğütleyen peygamberden ne kadar uzaklaştığımızı hatırlamak gerekmez mi? Kimsenin kutsalına saygısızlık etmemeyi emreden bir dinden, kendi anlayışımıza aykırı diye başkalarının kutsalına hakaret etmeyi ne zaman adet edindik? Sadece soruyorum…

Bu soruları sonu hayırla neticelenecek bir tartışmanın ve bir iç hesaplaşmanın başlangıcı olması umuduyla soruyorum…

Düşüncelerimizi dillendirirken hakikati mi haklılığı mı hedeflediğimizi zihnimizin bir köşesinde tutalım. Ne diyordu Tolstoy: “Hiç bir şey, insanı daima haklı olma arzusundan daha fazla katılaştıramaz.”

YORUMLAR