İslam Sanatı Ne Zaman Müslümanlara İlham Verecek?

07.03.2019 13:39 - Yazar: Ayşe Ersay

Geleneksel İslam sanat ve zanaatının günlük hayata entegrasyonu sayesinde Müslümanlar için yepyeni bir başlangıç mümkün. Çünkü İslam sanatındaki üretim ve yorumlama süreci beraberinde fiili, teknik donanımı, bilgiyi, özgüveni, ahlaki gelişmişliği ve huzuru getirmek üzere kurgulanmıştır. Ama bunun için en önemli adım Müslümanların bu estetik ve sanat farkındalığa sahip olması ile atılacaktır.

Dünyada sanat tarihi çalışmaları ilk kez Avrupa’da ortaya çıkmış ve 19.yy’ın sonlarına doğru sanat tarihi alanı genişleyerek üniversitelerde okutulan kuramsal bir ders haline gelmiştir. Bu bilimin doğduğu coğrafyanın bakış açısı ve birikimi kuşkusuz o alanla ilgili tespitlerin karakterini belirlemiştir. Batının hayatın çeşitli alanlarında yükselişe geçtiği çağlara tekabül eden bu dönem, terazinin diğer kefesindeki Müslüman dünya için düşüşün yaşadığı zaman dilimine rastlamaktadır. İki cenahın birbirini besleyen bu dualiteye dayanan ilişki biçimi neticesinde günümüzde de etkilerini gördüğümüz İslam sanatının mahiyeti ve karakteri hakkında bazı önyargılı kabullerin temelleri atılmıştır.  İslam Sanatı 19.yy’ın ortalarından 20.yy’ın başına kadar bir nevi Antik Yunan ve Bizans sanatının doğulu ve geri kalmış bir unsuru olarak görülmüştür. 20.yy’ın başından itibaren 1970’lere kadar İslam Sanatı’na ait öğeler hakkında bilgiler daha derinleşmiştir. 1970’lerden sonra “İslam sanatı” terimini kullanmanın ne derece tutarlı olduğuna dair tartışmalar kuvvetlenmiştir. Bu tartışmaların ardından İslam Sanatı bölge ve zaman dilimlerine bağlı olarak sınıflandırılmıştır. Bu paradigmanın yansıması olarak bugün pek çok önemli müzede İslam sanatı kavramı yapay bir terim olarak görülüyor. Çünkü bu yaklaşıma göre İslam ortaya ortak bir sanat yaratacak kadar etkin bir tema değil. Özellikle nasyonalizmin artışının da etkisi ile dünyanın önemli İslam eserleri koleksiyonlarına sahip müzeler bu eserleri Arap Toprakları, Türkiye, İran, Orta Asya ve Güney Asya Sanat galerileri gibi başlıklarla yeniden sergilemeye başladılar. Bu kronolojik ve bölgesel ayrımların ardından 20.yy.’da batılı sanat tarihçilerinin yaklaşımına paralel olarak İslam sanatının muhteviyatı ve anlamına yönelik çalışmaların sayısı artmaya başlamıştır. Fakat görüldüğü üzere bu tarihsel periyotta değişmeyen tek konu İslam sanatının arka planına dair çalışmaların önemli bir kısmının Batılı araştırmacılar tarafından yapılageldiğidir. Bugün İslam sanatı konusunda otorite olmuş üniversitelerin, enstitülerin, akademilerin, müzelerin İslam Sanatı okuma listesine bir göz atalım. Buradaki eserlerin yüzde kaçının Müslümanların kaleminden çıkmış olduğuna bakmak sanırım niteliğe varmadan nicelik olarak bile Müslümanların konuya ilgisini göstermesi bakımından yeterli olacaktır.

Savaş başta olmak üzere siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalan günümüz İslam coğrafyasında sanatın icrası ve değerlendirilmesi -uzun bir süreden beri- tâli bir mesele olarak görülmektedir. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan milyonlarca insanın oluşturduğu kalabalık nüfusun sanatsal yaratım da dahil üretim mekanizmalarına katılamayacak kadar acizlik ve yokluk içinde olduğu fikri anbean zikredilmektedir. Fakat göz ardı edilmemesi gereken bir konu var ki o da sanatı ve estetiği mesele edinmediğimiz, görmezden geldiğimiz her gün bu sorunların katmerleşmesine destek olduğumuzdur … Çünkü zannedilenin aksine sanatsal yaratım ve estetik farkındalık bir günde erişilecek bir zirve değil. Adım adım, adeta iğneyle kuyu kazarcasına, temelini atıp yükselttiğimiz bir abideyi inşa etmek gibi uzun ve emek isteyen bir süreç. Ama bu süreç, başladığı andan itibaren bireysel ve sosyal sorunlara şifa verecek bir hikmeti de içinde barındırıyor. Hayatın herhangi bir alanını güzelleştirmenin kaygısında olan bir toplum, bir süre sonra evrenin yasaları gereği maddi ve manevi bir ivme ile yükselişe geçiyor. Örneğin Mimar Sinan, Osmanlı sanatında ve mimarisinde altın çağı sadece Kanuni döneminin zenginliği ve gücü ya da kendi dehası ve yeteneği sayesinde değil aynı zamanda beylikten imparatorluğa dönüşen Osmanlı’nın adım adım biriktirdiği sanatsal, estetik, bilimsel ve teknik deneyim sayesinde yaşatmıştı.

Bugün her türlü iyi iş için tek kriter olarak öne sürülen maddi kaynak sahibi olmaya dayalı materyalist düşünce, Müslümanların zihinlerinde oluşturduğu putlar gibi onları güdümünde tutmaktadır. Oysaki maddi servet, üretimin ve sanatın merkezi olmak için kısmen gerekli olsa da yeterli bir şart değildir. Bunun en somut örneğini Katar, Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri gibi maddi kaynak sorunu olmayan zengin Müslüman devletlerdeki sanat hareketlerinde gözlemlemek mümkün. Bu ülkeler son yıllarda sanat eserleri için sanatçılara gazetelere manşet olacak kadar yüklü paralar, milyonlarca dolar ödüyorlar. Örneğin sadece bu ayki İslam sanatı haberlerinde okuduğum birkaç başlığı buraya kaydedersem şunlar dikkatimi çekiyor. İsimlere dikkat ediniz lütfen: Bir haberde Birleşik Arap Emirikleri’nin en prestijli sanat galerinden biri olan Art Jamell’in sanat direktörü Antonia Carver, (daha önce Dubai Sanat Direktörüydü) ile röportaj yapıldığı, NYU Abu Dhabi (NYUAD) Üniversitesi'nin akademik müzesinde İsviçreli sanatçı Zimoun'un çalışmalarını sunduğu ve  NYUAD Sanat Galerisi Genel Müdürü Maya Allison bu serginin şef küratörü olduğu bilgisi var. Başka bir haberde 1998’den beri önemli sanat organizasyonlarına ev sahipliği yapan Sharjah’ın bu seneki İslam Sanatları Festivali'nde (SIAF)  en dikkat çekici işlerden biri olan “The Unfixed Stars” sergisinin Jonathan Sims, (New York merkezli bir görsel sanatçı) tarafından tasarlanan eserlerden oluştuğu anlatılmış. Yine diğer bir sanat haberi Katar’ın başkenti Doha’daki İslam Sanatı Müzesi’nde (müze Pritzker ödüllü mimar Leoh Ming Pei tarafından tasarlanmıştır) bugünlerde “Suriye Meseleleri” başlıklı bir serginin düzenlendiğini vurguluyor. Sergi Suriye’nin dünyadaki entelektüel ve sanatsal tarihine odaklanıyor ve sergiyi düzenleyen kurum ise Fransız firması ICONEM.( 2013 yılında kurulan Iconem, nesli tükenmekte olan kültürel miras alanlarının 3B dijitalleştirilmesinde uzmanlaşmış yenilikçi bir girişim).

Burada sadece birkaç tanesi sıralanan İslam sanatı haberleri her ay aynı tema ile devam ediyor. İslam sanatı ile ilgili eser üreten sanatçılar, sergi yapan küratörler, bina tasarlayan mimarlar, akademik çalışma yapan bilim insanları ve sanat piyasasının ruhunu belirleyen sanat eleştirmelerinin, otoritelerinin çok büyük bir kısmı gayrimüslimlerden oluşuyor ya da seküler Müslümanlardan. Burada elbette İslam sanatı için çalışan Müslim/gayrimüslim sanatçıların, bilim insanlarının eserlerinin değerine bir eleştiri yok. Ama Müslümanların bir ideal olarak estetik ve sanatla yaşama farkındalığının eksikliğinden doğan sorunlarla başa çıkmada zorlandıkları ortada. Müslüman ülkelerin kendi öz inanç, bilgi, deneyim ve birikimlerinden beslenerek doğan ve gelişen İslam sanatlarının takdirini yapan önemli isimlerin çoğu İslam coğrafyasında yaşamıyor. İlginç olan şu ki, yine bu kesimin yarattığı sanat piyasası katma değer olarak Müslüman ülkeler dışına maddi ve manevi prestij sağlıyor. Müslümanların tüketici olarak sanata aktardıkları bu parasal destek, bu ülkelerde kendi öz değerlerinden beslenen bir sanat ortamı yaratmaya fayda vermiyor. Çünkü sanat eserlerine verilen kıymetin artması ve onların nasıl bir felsefenin yansıması olduğunun görülmesi için atılan adımların gerekliliğinden yoksun bir politika var. Neticede Batı’nın belirlediği sanat piyasasına en fazla maddi kaynağı aktaran Müslüman dünya yine Batı’nın elit pazarı haline geliyor. Bir çeşit içsel/post sömürgecilik aslında. Makbul olduğumuzun tek referansı olarak Batı dünyasından onay almayı gördüğümüz sürece kendini normatif ve üstün gören Avrupa merkezli bir sanat anlayışının hakimiyetindeyiz. Bu edilgen duruşu ise yine sadece Müslümanlar kendi iç dinamikleri ve değer yaratmaları ile ortadan kaldırabileceklerdir. Esasen üretimin nasıl bir teknik donanım, bilimsel altyapı, eşsiz bir tasarımla ve ünik bir özgünlükle yapılacağının başlı başına örneği olan İslam sanatı eserleri hâlâ Müslüman nazarı ile aydınlatılmayı bekliyor. Aksi halde bugün İslam coğrafyasının çeşitli yerlerinde Müslümanların her gün önünden geçip suyunu içtiği bir çeşme, dua okumayı ihmal etmediği bir hazire, belki alışverişini yaptığı bir bedesten doğasından koparılmış bir canlı organizma gibi yaşayan bir ölü olmaya mahkûm. 

İslam sanatının güçlü estetik çekiciliğini, zaman ve mekanı aşan birikimini okumak, ondan ilham alıp yenilerini yapmak için öncelikle niyet ve gayret gerekiyor. O zaman İslam dininin yaşam biçimini benimseyen etnik ve kültürel açıdan farklı insanlar arasında sanatın nasıl yapıcı ve birleştirici bir güç olarak hizmet ettiğini görmemizin imkanı olabilecek. Kültürel ve siyasal önyargıların aksine İslam'da sanatın, en basit halleriyle bile entelektüalizmden mahrum olmadığını anlamak ve anlatmak bu kültüre vakıf bir pencereden aktarılabilecektir. Geleneksel İslam sanat ve zanaatının günlük hayata entegrasyonu sayesinde Müslümanlar için yepyeni bir başlangıç mümkün. Çünkü İslam sanatındaki üretim ve yorumlama süreci beraberinde fiili, teknik donanımı, bilgiyi, özgüveni, ahlaki gelişmişliği ve huzuru getirmek üzere kurgulanmıştır. Ama bunun için en önemli adım Müslümanların bu estetik ve sanat farkındalığa sahip olması ile atılacaktır.

 

Yazıda kullanılan görsel: Eiman Elgibreen, Beni Yargılama, Sadece İşlerime Bak.

 

YORUMLAR