NASİHATÇİ HADBİLMEZLERİN KAPİTALİZM GÜNLÜKLERİ

07.08.2017 03:09 - Yazar: Konuk Yazar

Bu yazı, içinde bir kapitalist beslediğini görmeden, kendi hatalarının üzerinden atlayarak başkalarının hayatlarına çamur sıçratma, laf etme, sanal dünyaları klavyeden gemilerle fethetme arzusu içinde yanıp tutuşan, hayatında tank görmemiş memleket sevdalılarına gelsin!

NASİHATÇİ HADBİLMEZLERİN KAPİTALİZM GÜNLÜKLERİ 

Yazan: Kalbim Sıfatımdan Güzel

Bu yazı, içinde bir kapitalist beslediğini görmeden, kendi hatalarının üzerinden atlayarak başkalarının hayatlarına çamur sıçratma, laf etme, sanal dünyaları klavyeden gemilerle fethetme arzusu içinde yanıp tutuşan, hayatında tank görmemiş memleket sevdalılarına gelsin!

İş bu yazıda ismi “geçmeyen” kişilerin hepsi gerçektir. Hepsi, “keşke gerçek olmasalardı” denecek kadar gerçektir. Bununla birlikte, zaten şahitlik seviyesinde gerçek olmasalar da, günümüz ortamlarında sıkça rastlanabilecek popülasyona sahip olduklarından en azından “mümkünler” âleminin bir parçasıdır, diyelim.

Sevgili Kapitalizm,

Dini yaşantının insanı örümcek kafalı yaptığı zamanlara dönelim. Ne günlerdi… Her gün aksiyon adamı, her gün kurtuluş müjdecisiydik. Öyle ki, markete elimizde listeyle gider, “bu İsrail malı, bunun için E 321 var, domuz katkılı olabilir” diyerekten bir file alışveriş ile evimize dönerdik. Henüz yeni çıkan walkmanlerimizdeki kayıtlı radyolar, yeşil popa bile mesafeli yaklaşır; biz sümme haşa kadın sesine tahammül edemezdik. Kırıp dökmüşlüklerimiz arasında yalnızca ideal söylemlerimiz ve dinî “hassasiyet”lerimiz değil, kadın sesi dinleyen “kâfirlerin!” kulakları da vardı belli ki. Ha noldu, hepimiz âşık olduğumuzda bir kuple Sezen Aksu’ya bulaştık.

Gün gelir, imam-hatip bahçemiz, cennet kapısı olur diye hayal ederdik. Ne saflık… Tüm öğrencileri eylemlerden eylemlere çağırır, gelmeyenleri hakir görürdük de sahaya inmede pek de iyi sayılmazdık. “kenetlenelim, dua edelim” naraları attığımız günleri hayal meyal hatırlıyorum da… E şimdi keçi sakalımla dini ve dünyayı ben kurtaracakken Kudüs’e kim dua edecek? Rachel gibi oraya gitsek, mochamı kim getirecek?

“Üc-bej” afili aforizmayı iyi ezberleyip ilim satmak varken, kendi işinde gücünde olmak da neyin nesi? Zamanında başörtülüler hakkında heybeden ve haybeden savurduğum yeşil sloganlarımı cebime katlayıp koydum. Ya da şöyle diyelim, hâlâ sayma sövmelerim bâkî kalsın bana, ama ben kurtuluş cephesinde, eleştiri işlemez bir zihnin eriyim. Zaman değişti Kapitalizm kardeş. Bir tek sen değişmedin; içine aldığını öğütüyorsun maşallah. Hem iyi de oldu, gizli saklı buluşmalardan hayretler içerisinde bırakan xxl sosyal medya görsellerine terfi ettik. Hüküm de veririm, ahkâm da keserim. Nasılsa Arapça HKM kökünü en iyi ben çözümler; geriye doğru işletir, üstüme alınmadan hepsini şişiririm. Klavye benim, şövalye benim…

“Kütük ağlıyordu” duygusallığıyla, herkesin dinini biz kurtaracaktık ya hani… Neyse ki şimdi biz kurtarılmış veya az çok kotarılmış hayatlar yaşıyoruz. Burada ıspanak, yıkanıp ayıklanmış halde satılıyor ve pek bir rahat oluyor. Teşekkürler kapitalizm… Tıpkı sövdüklerimizi yaparken sahip olduğumuz rahatlık gibi bir şey bu. Temizliğe ihtiyaç duyulmayan…

Hani bitmeyen şubatlar vardı ve biz, kalorifer boruları patlamış okulumuzda üşüyorduk. Soğuk, yazın da geçmedi. Ama biz söylediklerimizden, sözlerimizden çok çabuk geçtik. Bir avuç geride kalanı umursamazken sanırım içimiz geçmişti. “Dün dündür, bugün bugündür”ü diyenden Allah razı olsun; zira bu cümle sayesinde olduramadıklarımızı oldurduk. Denizler, kıtalar aştık; en çok da haddimizi…

Yanlış anlaşılmasın, herkesin hayatı kendine. Şimdi, ak dediğimiz günlere nispet edercesine karalarımız varsa kime ne? Kapitalizm demişler adına, içine her şeyi sığdırmak mümkün. Bakın Trump’a, kimse sırma saçlarını takıyor mu? Biz de o saçlar kadar güneşli, onun kadar umursamaz, onun kadar kendini bilmez olmuşuz çok mu?

Minicik yaşlardan itibaren idealler uğruna yaşamayı ve mücadele vermeyi hedef edinmiştik. İdealler, kafamızın içine sığan ve taşırıverdiğimiz, kimsenin anlamadığı anda sanat oluveren düşünce öbeklerimizden büyükmüş anlaşılan. Çünkü dönmediler geriye. Biz, anormal çizgilerimizde dindarlığın da, aksiyon adamlığının da, had bildirmenin de en uçlarını yaşadık.

Sevgili kapitalizm,

Biz mi çok büyük konuştuk? Cümlelerimiz neden boyumuzdan büyüktü? O değil de itidale, orta yola çağıran Peygamber’i bu kadar mı duymadık? Başkalarına ahlâk dersi verirken, had bildirirken bizim sesimiz neden kısılmadı? Ne yalan söyleyelim, hiç de koyvermiyor, hiç de yakmıyor. Eleştirdiklerimizi yaparken saymaya devam edebilme yeteneğini geniş mezhebimize dâhil ettiğin için teşekkürler Kapitalizm. Biz buna entelektüel dünyanın cilvesi diyoruz. Hiç mi hiç alınmıyoruz. Onu orta okulda patates ekmek yiyen avamlar düşünsün. Ez ez bitmediler…

Eylemle söz arasındaki bağlantıyı kopardığımızdan, orta yola imza atmışların anlayamadığı yaşantımızın ince çizgisi üzerinde yaşadığımız gelgitlerde, hemen büyük lokma yemeyip büyük konuşuyor ve kendimizi teselli edebiliyoruz. Biz, izinden gitmediğimiz ulvi değerlerimizin şaşalı kelimelerle yazıya dökülmüş haline “birkaç güzel adam edebiyatı” diyor ve devamlı ve yeniden ve yine yazıyoruz. Yazıyoruz ki açığımız kapansın. Yazıyoruz ki boşlukları başka dolduran “kahramanımsı” kapitalistler ortaya çıkmasın. Aman dolmasın yerimiz. Biz, ikiyüzlü had bildiren ama had bilmeyen yerimizde pek bi’ rahatız.

Kapitalizm, satırlarıma son verirken, bizim gibi antikapitalistsever kapitalizm dostlarının gözlerinden öpüyorum. Zira tweetlerimle haddimi aşmam, atıp tutmam, klavye ile Kudüs’ü fethe gitmem, geri döndüğümde de Sezen’den “manifesto”yu dinlemem lazım. E adı “manifesto” ya, o bizim işimizi görür.

Bundan sonra mı? Yine yazacak, yine çatacak, ahkâm kesecek, tivitlerimle samimi orta yolcuların sesini keseceğim. Devir, entel devri… Devir, yaptığını eleştirirken yüz kızarmama devri… Kudüs yanarsa yansın, kalan “fan”lar bizimdir!

YORUMLAR