GARİP

10.10.2018 11:38 - Yazar: Melike Nazan

Mahzun ve kimsesiz anlamında garip, anlaşılmaz ve esrarengiz anlamında garip olan bu kutsal şehre gidin, derim.

Bu sabah tenha bir gün daha doğdu Mescid-i Aksa zemininde.

Yolu bu kutsal şehre düşüp de buldukları beklediklerini tersyüz etmiş bir avuç misafir, bu misafirlerin sinir sistemi üzerinde tehditkâr, ekâbir ve korkak bir ayarsızlıkla tam techizatlı yürüyen bir grup Yahudi asker, bir düzine sahipsiz kedi, konmakta göçmekte kararsız kuşlar dışında 144 dönümlük alanın tamamı boydan boya ıssızlıktı.

Belki bu sabah da, çılgınlık hududunda yürüyen misafirlerden biri, sırf daha uğrak daha kalabalık görünsün uğruna, basılmadık yeri kalmayana dek koca bahçeyi arşınlamaya kalktı.

Tüm utancını kendine yönelten bir diğeri, eğer herkes daha büyüğünden sermiş olsaydı, namaz saflarının bu duvardan ötekine dek uzanabileninden hiç değilse bir tane edinebilmiş böylece Mescid’i daha az mahzun daha fazla şen kılabilmiş olacaklarına eyvah ederek orta boy seccadesini çekiştirdi durdu.

Huzmeleriyle yârinin sarı perçemini sıvazlar gibi görünen güneşin, altın kubbeye karşı bu tavrı, ümit vermek midir teselli etmek mi yahut bir sabah daha kavuşmuş bir ezanla daha buluşmuş olmanın mutluluğu mudur, nedir, karar veremiyordu gökyüzüne dalan başka bir kişi.

Asasını ağaç kurdu kemiren Mevta Süleyman kadar heybetli ve tekinsiz dikilen şuradaki adamcağızın tahayyülünde neler döndüğünü ise yalnızca Mevla bilebilirdi.

Oysa buradan bakıldığında Kudüs’te bir grup insan sabah namazı kılmış, işgalci İsrail askerleri devriye gezmiş, tüm bu esnada Kubbetü’s Sahra aydınlanmıştı. Hepsi bu.

Ne ben edebi sınırlarımı ölçüyorum ne de tarihin ve dünyanın dört bir yanında ömrü boyunca Kudüs! Kudüs! diye inleyen kalemlerin yaptığı budur. Kudüs şehrine adım atan ruhların kapıldığı dipsiz girdap, bu kadim şehrin bizzat kendisidir.

Şehrin dokunduğu kişi artık bir büyünün etkisindedir. Bu kişiler şahittir ki bir zamanlar nice fatihler kapısında beklerken koca kumandanların eşiğinde devrildiği şimdilerdeyse acının aklar düşürdüğü örgüleriyle güzel başı tozlu ellerinin arasında yas tutan ama hala fethedilesi görünen şu gelin aslında Zeytin Dağı’dır.

Daha önce dünyanın birçok yerini görmüş olsa da gezginler dünyanın tam da o noktasında bir tuhaflık olduğunu hissedebilir. Gizemli bir tılsım, kadim bir büyü, paralel bir geçit, ötelerden haber, göğe açılan kapı… Ne şekilde tanımlayacağı zihnini şekillendiren kültürel geçmişine bağlı. Zira kişinin Kudüs’e gidip ertesi gün kendini Mehdi/Mesih ilan etmesi gibi bir vakıayı tetikleyen ağır bir atmosfer vardır ve bu hastalık tıp kayıtlarına ‘Jarussalem Sendromu’ olarak geçmiştir.

Dünyanın her yerinde ümmeti Müslüman ağlıyor inliyor. İslam’ın kardeşlik motivasyonuna sahip diğer Müslümanların da bu acı durumdan sebep içlerini yaralar bağladığını biliyoruz. Lakin geçmişte ve bugün Kudüs’ün ayrı bir figan apayrı bir hassasiyet olduğu su götürmüyor. Tarihi coğrafi kültürel ve ekonomik bağ ve bağlantıları bir kenara aldığımızda neden Kudüs’ün bu denli ‘kırmızı çizgi’ olduğunu sadece giderek görecek, teneffüs ederek hissedeceksiniz.

Orada bir şey var. Çılgınlık sınırında bir şey;

bir kayaya dönüşüp sonsuza kadar zeytin dağında durmayı istemekle, dağı ateşe verip etrafında çıplak dans etmeyi planlamak uçlarında

aşk, acı, kahramanlık, bilgelik, coşku ve yalnızlığın bir dibe bir tavana vurduğu gelgitlerle yoğrulan... bir... şey...

Mahzun ve kimsesiz anlamında garip, anlaşılmaz ve esrarengiz anlamında garip olan bu kutsal şehre gidin derim.

Büyük bir seccade ve bir kalabalık alın yanınıza. Bu ikisi orayı tamamen terk ettiğinde bir daha isteseniz de gidemeyeceksiniz zaten.  Gidin ve değişmiş olarak dönün, Kudüs’ün dokunduğu her kişi gibi.

Zira ben Kudüs’ün ruhunu anlatabilmede yetersiz kaldım: ucu kırık kurşun kalemle narin peçeteye karalanmış bir adres gibi.

YORUMLAR